Avrupa’nın dört bir yanında yaşayan milyonlarca Türk ailesi var. Hepimiz, ekmeğimizi kazandığımız, çocuklarımızı büyüttüğümüz bu topraklara alıştık, hayatımızı buraya kurduk. Fakat her geçen gün biraz daha fark ediyoruz ki, çocuklarımızın anadilini unutmaları, sadece dil kaybı değil, aynı zamanda bir kimlik kaybı anlamına geliyor.
Anadilini bilen bir çocuk, yabancı dilleri de daha kolay öğrenir. Bilim de bunu söylüyor. Ama mesele bundan ibaret değil. Asıl mesele, çocuğun kimliğini, kültürünü, ailesini ve köklerini kaybetmeden büyüyebilmesi.
Bir düşünün…
Fransa’da yaşayan bir Türk ailesinin çocuğu sadece Fransızca biliyor. Almanya’da yaşayan bir başka Türk ailesinin çocuğu ise sadece Almanca. Bu iki çocuk, amca çocuğu ya da teyze çocuğu. Kan bağı var, akrabalık bağı var, gönül bağı var. Ama bir düğünde, bir bayramda, yan yana geldiklerinde konuşamıyorlar. Birbirlerinin gözlerine bakıyorlar, tebessüm ediyorlar belki… ama kelimeler yok. Kalplerinde akrabalık duygusu var ama dillerinde köprü yok.
Ne acı bir manzara bu, değil mi?
Bu sadece Avrupa içindeki akrabalar için geçerli değil. İşin bir de Türkiye ayağı var. Çocuklarımız, tatilde vatanlarına gittiklerinde kendi akrabalarıyla, kendi milletleriyle anlaşamıyor. Bayram sofralarında oturup büyüklerinin nasihatlerini anlamıyor, köydeki akrabalarıyla oynayamıyor, hatta dedesiyle, ninesiyle sağlıklı bir iletişim kuramıyor. Düşünün, bir torun, dedesinin anlattıklarını anlamıyor… Bir nine, torununa derdini kendi diliyle anlatamıyor… Bundan daha acı bir tablo olabilir mi?
Oysa dil, sadece kelimelerden ibaret değildir. Dil; sevginin, bağlılığın, aidiyetin sesidir. Anadilini bilmeyen bir çocuk, yarın kimliğini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalır. Çünkü köklerinden kopmuş bir ağaç, en ufak rüzgârda savrulmaya mahkûmdur.
Bu noktada TRT Çocuk’un yaptığı işin değerini unutmamak gerek. TRT Çocuk’un çizgi filmleri sadece eğlenceli yapımlar değil; aynı zamanda kültürümüzü aktaran, anadil sevgisini pekiştiren, değerlerimizi yaşatan birer kültür hazinesi. Avrupa’daki çocuklarımız için bu yapımlar, adeta bir yaşam köprüsü. “Rafadan Tayfa”sından “Niloya”ya, “Keloğlan”dan “İbi”ye kadar her bir çizgi film, çocuklarımızın Türkçeyi sevmesine, köklerine bağlı kalmasına ve aidiyet duygusunu güçlendirmesine yardımcı oluyor.
Bizler Avrupa’da güçlü, çalışkan, ayakları yere basan bir nesil yetiştirmek istiyoruz. Ama bu nesil, önce kendi köklerini bilmeli. Kendi diline hâkim olmalı. Çünkü anadiline sahip çıkan çocuk, hem ailesine, hem kültürüne, hem de milletine sahip çıkacaktır.
Bugün belki küçük bir mesele gibi görünüyor olabilir. “Nasıl olsa çocuk burada yaşıyor, buranın dilini öğrensin yeter” diyenler var. Ama unutmayalım: Anadilini unutan çocuk, yarın kendini yalnız hissedecek. Akrabalarıyla, ailesiyle, milletinin hikâyesiyle arasına görünmez duvarlar örülecek.
Gelin, bu duvarları birlikte yıkalım. Çocuklarımıza anadilini öğretelim. Evde Türkçe konuşalım. Masallarımızı, türkülerimizi, atasözlerimizi onlara aktaralım. TRT Çocuk’un sunduğu çizgi filmleri izletelim, onların hem eğlenip hem öğrenmesini sağlayalım.
Buradan TRT Çocuk’a da yürekten bir teşekkür göndermek istiyorum. Çünkü onların hazırladığı her yapım, yurtdışındaki çocuklarımız ve ailelerimiz için sadece bir çizgi film değil, aynı zamanda anadile, kültüre ve kimliğe açılan bir kapıdır.
Unutmayalım: Anadiline sahip çıkan bir nesil, milletine de sahip çıkar.