ATA YURDUMA YOLCULUK: ÖZBEKİSTAN İZLENİMLERİM 1

Ali Osman YAYLA

29-10-2025 01:51

Bazı yolculuklar vardır ki sadece kilometre kat etmezsiniz; geçmişle, köklerinizle, tarihin derinlikleriyle buluşursunuz.

Kam2000 Reisen’in sahibi Hikmet Yazıcı’nın davetiyle çıktığım “Gönülleri Fethi Turları” kapsamında gerçekleştirdiğim Özbekistan – Türkistan turu, benim için işte böyle bir yolculuktu.

Bu daveti aldığımda içimi tarif edilemez bir heyecan kapladı. Çocukluğumdan beri hikâyelerini dinlediğim, bir zamanlar atalarımızın Anadolu’ya doğru yürüyüşe geçtiği o kadim toprakları nihayet görecektim. Üstelik bu anlamlı yolculuğa oğlum Doğukaan’ı da dâhil ettim. Onun genç yaşta atayurdunu görmesini, soydaşlarımızla tanışmasını istedim. Bu, bir baba olarak verebileceğim en güzel armağandı.

Ama her güzel yolculuk biraz macerayla başlar. Düsseldorf Havalimanı’na gitmek için trenle yola çıkma kararı aldık; fakat Duisburg garına vardığımızda Düsseldorf’a giden dört trenin de iptal olduğunu öğrendik! O an “yolcu yolunda gerek” dedik ve alternatif yollarla havaalanına ulaştık.

AJet’in Ankara aktarmalı uçuşuyla toplamda 7,5 saatlik bir yolculuğun ardından sonunda Atayurda ayak bastık.

Vatan Kokusunu Hissedince…

Taşkent Havalimanı’ndan dışarı çıktığımda burnuma tanıdık bir koku geldi: Vatan kokusu. O an, “sanki ilk kez gelmiyorum” dedim kendi kendime.

Kapıda bizi rehberimiz Azizmurat karşıladı; elinde Türk bayrağı, dilinde şu sözlerle:

“Atayurdunuz Özbekistan’a hoş geldiniz soydaşlarım!”

O an gözlerim doldu. “Ben bu toprakları neden bu kadar geç ziyaret ettim?” diye içimden geçirdim.

Taşkent’te İlk Gün

İlk gün Taşkent’i gezdik. İnsanlar o kadar samimi, o kadar saygılıydı ki… Yabancılık hissetmedim, sanki Türkiye’nin bir başka şehrindeydim. Herkes güler yüzlü, herkes selam veriyor, herkesin dilinde sevgi vardı. Bizim Anadolu’da kaybettiğimiz kimi güzelliklerin orada hâlâ yaşadığını görmek hem hüzünlendirdi hem umutlandırdı beni.

İlk Durağımız, Hazreti İmam Külliyesi Oldu.

Barak Han Medresesi, Keffal Şaşi Türbesi, Tila Şeyh Camii… Hepsi bir tarih dersi gibiydi. Hele Hz. Osman’ın el yazısıyla yazdığı Kuran-ı Kerim’in orada bulunması, o mekâna bambaşka bir manevi anlam katıyordu.

Kam2000 Reisen’in sahibi Hikmet Yazıcı bana “Ali Osman, nasıl buldun buraları?” diye sorduğunda, içimden gelen cevabı verdim:

“Abi, vatanımdayım. Atatopraklarımdayım. Yabancılık nedir bilmedim burada.”

Sokakların İnceliği ve Lezzetlerin Dili

Sonrasında Taşkent çarşılarını ve sokak lezzetlerini keşfettik. Şunu samimiyetle söylemeliyim ki; Özbekistan mutfağı bizim mutfağımızın bir yansıması. Erişte, kelle paça, kebap, mumbar… İsimleri farklı ama tatları tanıdık.

Hatta ilk kez at eti tattım, lezzeti şaşırtıcı derecede güzeldi.

Bir başka dikkatimi çeken şey ise temizlikti. Yerlere çöp atılmıyor, sigara izmariti göremiyorsunuz. “Neden bu kadar temiz?” diye sorduğumda aldığım cevap çok anlamlıydı:

“Sokakları temizleyenlere saygısızlık olmasın diye çöp atmayız.”

Ne kadar zarif, ne kadar derin bir anlayış…

Keşke bizler de Anadolu’da bu inceliği yaşatabilsek diye düşündüm.

Bağımsızlık Meydanı ve Emir Timur’un İzleri

Taşkent’in kalbi olan Bağımsızlık Meydanı (Mustakillik Maydoni), geçmişten bugüne yaşanan değişimin sembolüydü.

Sovyet döneminin izlerini silmiş, yerine özgürlük ve milli kimliğin gururunu koymuştu. Meydanda, ikinci dünya savaşında şehit düşen Özbek askerlerinin isimleri duvarlara kazınmıştı. Her birini okurken içimden bir dua geçti.

Son olarak Taşkent metrosuna bindik. 1977’de hizmete açılan bu metro, sadece bir ulaşım aracı değil, adeta bir sanat eseri gibiydi. Her istasyon bir müze salonunu andırıyordu.

Günün sonunda Emir Timur Meydanına vardık. O görkemli heykelin önünde oğlumla birlikte fotoğraf çektirirken içimden şu cümle geçti:

“Biz sadece bir ülkeye değil, tarihe, kimliğimize ve köklerimize yolculuk yaptık.”

Yorgunluk Değil, Huzur Vardı

Uzun bir uçak yolculuğunun ardından Taşkent’in sıcak atmosferi tüm yorgunluğumuzu unutturdu.

Soydaşlarımızın içtenliği, samimiyeti, saygısı bize “buradayız” dedirtti.

Akşam yemeğini, yerel tatların buluştuğu İbrahim Bey Restaurantı’nda yedik ve günü o güzel lezzetlerle noktaladık.

Bir sonraki yazımda sizlere Kazakistan’ın Türkistan bölgesine uzanan yolculuğumuzu anlatacağım.

Ancak şunu tüm kalbimle söylüyorum:

Oralar anlatılmaz, yaşanır…

DİĞER YAZILARI Bir Bilgenin Ardından: Dürüstlüğünü Miras Bırakan Adam Mehmet Erdemoğlu… 01-01-1970 03:00 ATA YURDUMA YOLCULUK: ÖZBEKİSTAN İZLENİMLERİM – 2 01-01-1970 03:00 Sirkeci’den Almanya’ya: Bir Yolculuğun 64 Yıllık Hikayesi 01-01-1970 03:00 Anadilin Kıymeti: Köklerimize Tutunan Çocuklarımız 01-01-1970 03:00 Duisburg Seçimlerinde Büyük Soru İşareti: Sandığa Gitmeyenler ve Göçmen Kökenlilerin Tercihi 01-01-1970 03:00 Yerel Siyasette Etki ve Güç: Türk Kökenli Vatandaşların Rolü 01-01-1970 03:00 Söz Sırası Sizde! 01-01-1970 03:00 Memlekete Sevdalı, Gurbette Onurlu: Avrupalı Türkler 01-01-1970 03:00