Gurbetin birinci nesil çocukları için “tatil” deniz kenarında güneşlenmek değil, köy köy dolaşıp akrabaları ziyaret etmekti.
Yola Çıkmadan Önce
Biz gurbetin birinci nesil çocuklarıydık. Yaz gelince izine giderdik, ama tatil kavramını hiç tanımazdık. Bizim için yolculuk; dinlenmek, deniz kenarında güneşlenmek değil, sıla-i rahim yani akraba ziyaretleri demekti.
Annemle babam, köye gitmeden önce aylarca hazırlık yapardı. Köylünün neye ihtiyacı varsa tek tek toparlanırdı: atletler, pamuklu içlikler, takımlar, gömlekler, şemsiyeler, çantalar… Daha neler neler. Neneme, mutlaka en güzel kadifeler alınırdı. Yeşil, bordo, mor… Rahmetli nenemin favori renkleriydi.
Araba akşamdan hazırlanır, bagaj tıka basa doldurulurdu. Bulgar komşulara verilmek üzere “çorba paraları” bile unutulmazdı. Pasaport, vize… Hepsi kontrol edilir, sonra ver elini Türkiye! Biz çocuklar ise hayal kurarak düşerdik o uzun ince yollara.
Yol Boyu Azıklar ve Termostan Çaylar
Yol boyu evde hazırladığımız azıkları yer, termostan çay içerdik. Kapıkule’ye kimin daha kısa sürede vardığı ise gurbetçiler arasında hep bir sohbet konusuydu. Arabada klima yoktu, şimdiki gibi otellerde konaklama da yoktu. Babam biraz kestirmek için arabada uyuduğunda biz sessizce etrafında dolaşır, “istirahat etsin de yolumuza kazasız belasız devam edelim” diye dua ederdik. Bazen de izin yollarında kaybettiklerimizi yad eder, yol boyu hatıralara dalardık.
Köyde İzin, İş ve Güç
Köye vardığımızda annem için izin demek, dinlenmek değil, yeniden iş güç demekti. Evin küçük geliniydi, yine koştururdu. Babam da tarlaya, tırpana giderdi. Rahmetli nenemse çocuklarını ve torunlarını görünce sevinçten gözlerinin içi gülerdi.
Bir defasında başka bir büyüğümüzün şu sözüne kulak misafiri olmuştum, o günden sonra çok daha iyi anladım:
“Nasıl ki sigara müptelası insanın aklı hep sigarada olur, benim de Temmuz ayı yaklaşınca gözüm yollarda olur. Gurbetten dönecek çocuklarımı isterim, evlatlarımı görmek isterim, başka hiçbir şey düşünemem.”
Dönüş Yolları ve Tatil Kavramı
İzin dönüşleri ise ayrı bir hikâyeydi. Okulda öğretmen, “Tatiliniz nasıl geçti, kimler nereye gitti?” diye sorunca biz, “Biz vatanımızda, köyümüze gittik” derdik. Çünkü tatilde sadece Almanlar yüzer, güneşlenirdi. Biz ise akraba ziyaretleriyle tatil geçirirdik.
Tatil kavramı yeni yeni girdi hayatımıza. Şu tur, bu tur reklamlarıyla… Ama bana sorarsanız, en güzel tatil hâlâ memlekette dolaşmak, kapıları çalıp sıcacık bir bardak çay içmektir. Geçen sene mesela Gemlik’te Turşu Köyü’ne gittik. Daha kapıdan girer girmez buz gibi turşu suyu ikram ettiler. Ardından çeşit çeşit turşular… İşte ben böyle tatilleri seviyorum.
Sahilde saatlerce yatıp kahve içmek yerine, köy köy dolaşıp insanımızın sıcaklığıyla karşılaşmak daha otantik geliyor bana.
Çünkü biz gurbet çocukları için tatil hiçbir zaman sadece tatil olmadı.
Bizim tatilimiz sıla-i rahimdi.
İyi tatiller



