“Had” kelimesi, sadece bir sınırı değil; insanın kendine, karşısındakine ve hayata karşı konumunu anlatır. Nerede durduğunu bilmektir had. Ne söyleyeceğini, neye karışacağını, neyi susarak taşıyacağını bilmektir. Bir edep meselesidir had. İnsanı insan yapan görünmez çizgilerden biridir.
“Hadsizlik” ise o çizgiyi yok saymaktır. Bilmediği konuda ahkâm kesmek, ait olmadığı alana girmek, başkasının yarasına parmak sokmayı cesaret sanmak, kırmayı dürüstlük zannetmektir. Hadsizlik çoğu zaman yüksek sesle gelir; çünkü içi boştur. İç doluysa insan bağırmaz, bilir ki haklılık sessiz de durabilir.
Peki insanlar neden hadlerini bilmezler?
Çünkü kendilerini tanımıyorlar. Kendi eksikliğiyle yüzleşemeyen insan, başkasının hayatına sızar. Kendi sınırları olmayan, başkasının sınırını da fark etmez. Güçsüzlük çoğu zaman saldırganlık kılığına girer. Bir de alkış meselesi var: Hadsizlik bu çağda prim yapıyor. Ne kadar sert, ne kadar kırıcı, ne kadar cüretkâr… O kadar görünür. İnsanlar görünür olmakla değerli olmayı karıştırıyor.
Bir başka sebep de şudur: Empati yoksunluğu. Karşımızdakini “bir insan” olarak değil, “bir fikir”, “bir hedef”, “bir engel” olarak gördüğümüzde had kaybolur. Oysa had bilmek, önce şunu kabul etmektir: Karşımda duran benim gibi bir kalbe sahip.
Peki bu insanlarla nasıl baş edilir?
Önce şunu söyleyelim: Her hadsize cevap verilmez. Bazı cümleler muhatabını bulduğunda anlam kazanır; her ses yankı hak etmez. Sınır koymakla kavga etmek aynı şey değildir. Net olmak sert olmak değildir. “Buraya kadar” demek, bağırmadan da mümkündür.
Hadsiz insanı susturmanın en etkili yolu, kendi hadimizi kaybetmemektir. Onun seviyesine indiğimizde kazanan o olur. Sakinlik, çoğu zaman en büyük aynadır; karşısındaki kendi çirkinliğini onda görür. Ve evet, bazen uzak durmak en sağlıklı cevaptır. Herkesi eğitmek, düzeltmek, ikna etmek zorunda değiliz. Bu da bir had meselesidir.
Unutmamak gerekir: Had bilmek küçülmek değildir; bilakis olgunluktur. İnsanı yücelten, her şeye karışması değil, neye karışmayacağını bilmesidir. Edep, kaybedildiğinde gürültü artar; edep varsa söz az, anlam çoktur.
Bugün en çok ihtiyacımız olan şey belki de budur: Haddimizi bilmek. Kendimize yakışanı yapmak. Çünkü insan, haddini bildiği yerde insan olur.