İnsan dediğin görünürde yaşıyor. Sabah kalkıyor, kahvaltı ediyor, işe gidiyor, çocuklarını okula bırakıyor, akşam da yorgun argın eve dönüyor. Konuşuyor, gülüyor, bazen ağlıyor. Her şey normal gibi görünüyor. Ama içini bilmeden baktığınız her insan, aslında bambaşka bir hikâye taşıyor.

Kimisinin imtihanı en sevdikleriyle, kimisinin sağlığıyla. Kimisi hayatta kalma mücadelesini verirken, kimisi hiç kimseye anlatamadığı bir yükün altında eziliyor. Öyle imtihanlar var ki, ne dışarıdan fark ediliyor ne de akla gelir. Ama insanlar yine de yaşıyor. Çünkü başka çareleri yok. Hayat devam ediyor. Ve insan, dayanabildiği yere kadar dayanacak şekilde yaratılmış.

Ama bu dayanış, bedelsiz olmuyor.

Zamanla herkes değişiyor. Yaşadıkları insanı şekillendiriyor. Kimi sadece duygusal olarak değil, düşünsel olarak da dönüşüyor. İçine kapanıyor, savunma geliştiriyor, tepkisel oluyor ya da susuyor. Biz bu değişimi görüyoruz. Ama çoğu zaman sadece dışarıdan bakıyoruz. Sadece ‘ne yaptığına’ odaklanıyoruz, ‘neden yaptığına’ değil.

Oysa bazı yaralar var ki… kimsenin göremediği yerlerde açılır. Üstü kabuk bağlamış gibi görünse de, içeri doğru kanar durur. Hatta insanın kendisi bile o yaranın hâlâ açık olduğunu fark etmeyebilir. Zaman iyileştirir deriz ama bazı acılar zamanla değil, anlayışla iyileşir.

Bugün insanlar kimseye tam olarak güvenemiyor. Herkes bir yanını saklayarak yaşıyor. Herkes bir duvar örüyor kendine. Ve ne yazık ki, insanlar en çok en yakınlarına karşı en katı, en acımasız hâllerine bürünüyor. Belki de bu yüzden, en çok o yakın ilişkiler yıpranıyor.

Ama belki bir durup düşünmeliyiz.

Psikolojik danışmanlık okurken, bir davranışı anlamaya çalışırken hep şu öğretilmişti bana:

“Bir adım geri git. Yetmezse bir adım daha. Bir daha. Ta ki anlayana kadar.”

İnsanlara baktığımızda sadece ne yaptıklarını değil, neden yaptıklarını da görebilmek için bir adım geri gitmemiz gerek bazen. Geri gitmek küçülmek değildir. Anlamaya yaklaşmaktır. Ve anlamaya çalışmak, yargılamaktan daha büyük bir merhamettir.

Belki de artık herkes kendine bir ayna tutmalı.

Çünkü birini anlamak bazen onu iyileştirir. Ve bir insanın iyileşmesi, onun çevresini de iyileştirir. Bir çocuğu, bir anneyi, bir geçmişi… bir geleceği…

Neden mi yazdım?

Unutmayalım diye.

Düşünelim diye.

İnsan olduğumuzu hatırlayalım diye.