Türkiye’nin iki büyük şehri Ankara ve İstanbul sakinleri arasında sıklıkla yaşanan bir tartışma vardır. Ankara’nın müdavimi, sebebini her zaman açıklayamasa da, oraya çok düşkündür. İstanbulluların da en büyük argümanı şudur: “Ankara’da deniz yok.” Bir sahil havası almadan Ankaralılar nasıl yaşıyordur ki? Üç tarafı denizlerle çevrili memleketimde deniz o kadar önemli bir etken ki… Peki Almanya’da deniz var mı? Bu Almanlar nasıl yaşıyor?

Ben de Ankara severler tarafındayım. Üniversiteyi orada okumuş olmamın etkisi de büyük tabii. Kanaatimce Türkiye’de hem fırsatlar hem de şartlar açısından en yaşanılabilir şehirlerin başında geliyor Ankara. Hem düzenli, hem ulaşım kolaylığı, hem insanları… Ben birçok avantajını sayabilirim tabii ki.

İstanbul ise lisede benim rüya şehrimdi. Üniversiteyi İstanbul’da okuyamayacağım için ağlamışlığım olmuştur. Ama son yıllarda İstanbul’a seyahat için bile gittiğimde 2-3 günde yorulmaya başladım. Boğaz semtleri dışında beni çok yoran bir şehir oldu. Hem kalabalık hem de çok hızlı. İnsanlar sürekli bir yerlere yetişmek zorunda gibi bir koşuşturmacadalar. Herkesin hemfikir olduğu gibi de bu büyük metropolde ayakta kalmak diğerlerine nazaran daha zor.

Almanya’ya geldiğimde ben bir “Ankaralı” olarak bunun sıkıntısını çekmedim. Aslında alıştığım bir hayat tarzına devam ediyormuşum gibi oldu. Memur ve üniversite şehri derler Ankara’ya. Almanya da benim gözümde tam böyle bir ülke. Ankara’nın gölleri, Almanya’nın nehirleri. Evimin arka sokağında bulunan nehri izlemeye gittiğimde “Burası da benim İstanbul Boğazım.” derdim. Almanya’da hayat şöyle akar: ev, iş… Eğlence ise bu iş ve ev arasındaki düzeni bozmayacak aralara sıkıştırılır. Şehirlerin düzenli caddelerinin içerisinde bazı tatillerde pazarlar kurulup eğlenilir, içilir, sosyalleşilir. Alman halkında da Ankara sakinleri gibi bir memur ciddiyeti olduğunu bilmeyen yoktur tabii. Bir yandan da o metropol koşuşturmasından uzak, sessiz, yeşil, şirin Alman kasaba ve şehirleri var. Herkesin kendi özel alanının olduğu ve bir yere kadar dilediği gibi yaşadığı.

Peki “Ankara’da deniz yok” diyenler, Almanya’da nasıl yaşıyorlar?

Almanya’nın Baltık ve Kuzey denizlerine sınırları var. Ama buraya yerleşmek isteyen göçmenlerin bu deniz kıyılarına yerleşmek hayalleri olduğu çok da görülen bir durum değil. Soğuk coğrafyanın en soğuk kıyılarında bulunan küçük şehirlere kimse yerleşmek istemiyor. Ege ve Akdeniz’deki tatlı, küçük ve sıcak kasabalar gibi görünmüyorlar tabii.

Münih, Hamburg, Frankfurt, Berlin, Köln, Düsseldorf… veya buralara yakın küçük kasabalar. Ama sayın okurlar, buralarda deniz yok… Deniz görmeden bir ömür nasıl geçer?

Kısacası, coğrafya yalnızca bizim bahanemiz. Yaşamak istediğimiz şey ise hayallerimiz. Hayal bir insanın kısıtlanmayacak kadar değerli bir mahremi. Ama gerçekleştirmek istediğiniz hayalleri önce somut temellere oturtmalısınız. O kadar zorlu yoldan geçip, beklediğinizi bulamamak, geri dönmek isteyip dönememek… Geri dönmeyi vazgeçmek gibi görüp gururuna yedirememek…

Bunlar yaşanan, yaşanması çok olası sonlar. Yeni bir hayat kurmak çok cesurca bir adım. Ama bu hayatı ilmek ilmek işlemek daha önemli.

Nihayetinde, cahil cesaretine kapılmayalım.