Türkiye’den son 10–20 yılda Avrupa’ya göçün en önemli nedenlerinden birisi, insanların kendi ülkelerinde kendi görüşlerini özgürce beyan edememesiydi. Hâlâ da böyle.
Peki, geldikleri yerde gerçekten özgürler mi?
Almanya özelinden konuşursak, tam bir fabrika ülkesine geliyorsunuz. Herzlich Willkommen.
Burası çalışmak üzerine kurulmuş bir ülke. Kocaman bir Ankara belki de. “Memur şehridir” ya hani…
İnsanlar haftanın 5–6 günü çalışır, kalan izin günlerini de dinlenerek geçirir.
Pazar günü dinlenme günüdür mesela. Ses çıkaramazsınız, makine çalıştıramazsınız, süpürge yapamazsınız, insanları rahatsız edemezsiniz.
Ne kadar hoş…
Ama işte burada sormak gerekir:
Böyle bir durumda ne kadar özgür olabiliyoruz?
Verdiğimiz emekler özgürlüğümüzü yavaş yavaş, sinsice nasıl tüketiyor?
Rengârenk hayatımızın griye dönüşünü izliyoruz.
Gerçek ne mi?
Arbeiten, arbeiten, arbeiten.
Zaman içerisinde fark edeceğiniz şeylerden ilki, sizin de artık ikinci sınıf insan konumuna düşmüş olmanız olacak.Türkiye’de yabancılara karşı nasıl “bunlar da çok olmaya başladı” deniyorsa, aynı cümleyi buranın yerlilerinin dillerinden, gözlerinden, tavırlarından okuyacaksınız.
Türkiye’deki sosyal ortamınız burada olmayacak mesela.
“Almancı”ların “Bütün sene çalışıp kazanıyoruz, biriktirdiğimizi ülkemizde yiyoruz.” cümlesinin anlamını yaşayarak öğreneceksiniz.
Ve neden Türkiye’de harcamayı tercih ettiklerini de…
İstediğiniz kadar açık görüşlü, özgürlükçü, “onlar gibi” olalım, yine de burada istenmediğinizi öğreneceksiniz.
Buraya gelmeden önce çokça aldığım bir nasihat vardı.
10 yıl önce geldiğimde de, 5 yıl öncesinde de, 3 yıl öncesinde de…
“Türklerden uzak dur.”
“Daha çok Almanlarla gez, toz, arkadaşlık kur.”
Bunların hiçbiri mümkün olmuyor.
Neden derseniz, sizi kabullenecek o “Alman” arkadaşı bulmakta bile zorlanıyorsunuz. Sık sık özlem duygusunu hissediyorsunuz. İnsani ilişkilerin alıştığınız gibi geçmediğini fark ediyorsunuz.
Burada yabancı olmak sadece pasaportla ilgili değil.
Dilini, mizahını, alışkanlıklarını paylaşabileceğin birini bulmak zor.
O yüzden ne kadar uzak durmaya çalışsanız da sonunda yine ‘bizimkilerle’ yan yana geliyorsunuz.
Büyük hayallerle geliyoruz buralara:
Özgür yaşayacağız, güzel kazanacağız, çevre yapacağız, ev-araba alacağız.
Hayalleer, hayalleer…
Sosyal medyada hayal satanların bedava müşterisi oluyoruz.
İlla bir senaryo izlemek istiyorsanız, eski Türk filmlerindeki gurbetçi hikâyelerini izleyin.
Orada, burasıyla ilgili daha gerçekçi sahneler göreceksiniz.
Doğduğunuz, büyüdüğünüz topraklardan uzaklaşırken “... bir ... kaybetti, ... bir ... kazandı” düşüncesine kapılıyorsunuz ya;
işte oradaki boşluklar hiç sizin düşündüğünüz gibi dolmuyor.
Hatta hayatınıza kocaman bir boşluk olarak yerleşiyor.
Unutmayın; hayat, siz özgür olduğunuzu zannederken sizden alınanlardır…



